siyasAlan.com | Türkiye'nin Fikir Platformu
Eylül 08, 2010, 09:33:09 ÖS *


Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: 1 Mart Tezkeresi ve Çelişkiler
 
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Vahdettin Vatan Haini Miydi?  (Okunma Sayısı 5474 defa)
kgedek
Yeni Üye
*

Beğeni +6/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 33


Üyelik Bilgileri
« : Nisan 17, 2008, 03:14:58 ÖÖ »

“…milleti ve memleketi 1. dünya savaşına sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek, memleketten kaçmışlar, saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceği alçakça tedbirler araştırmakta…” (M. Kemal Atatürk)


Görüldüğü üzere Atatürk’ün Vahdettin’in ihaneti konusundaki tavrı nettir. Bu gerçeği kabul etmemek Atatürk’e ve Kurtuluş Savaşı’nda kan döken binlerce şehide ihanettir.
 
Logged
BOnaFidEs
BAŞKAN
*****

Beğeni +12/-2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 183


Hayat seninle başladı, seninle biter..


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : Nisan 17, 2008, 12:55:49 ÖS »

Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı

* İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu çalışmaların ışığı altında en çok tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain miydi?

İngiltere, Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Hanedanı’nın ve Vahdettin’in kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz belgelerinde yazılanlar çok önemli. Şunu söyleyerek başlayalım. II. Abdülhamit’ten sonra tüm şehzadelere yönelik bir siyaset yasağı var. Bir bakıma şehzadeler apolitik yetiştiriliyor. Vahdettin de böyle. Çengelköy’de yaşıyor, besteler yapıyor, İslam hukuku üzerine kafa yoruyordu. Dünya nereye gidiyor, Avrupa nereye koşuyor, Osmanlı’nın geleceği ne olacak gibi sorular Vahdettin’in gündeminde büyük yer kaplamıyordu.

Vatan haini değildi ama siyaseten bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı

* Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı.

Evet... Ve Vahdettin’den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin’in tecrübesizliği kadar Osmanlı’nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi?

* İstemez herhalde...

O da istemiyor. Ama yeteneksiz, başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor, geliyor... Vahdettin 17 Kasım 1922’de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta’ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin’in kaçacağını biliyor.

Atatürk, Vahdettin’in kaçacağını biliyordu, sarayda casusları vardı

* Nasıl biliyor?

Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin’in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk’ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, “Vahdettin’in kaçacağını günler öncesinden biliyordum” açıklaması... Atatürk Saray’daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.

Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor

* Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?

Hayır. Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul’u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira’yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.

* Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?




Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası’nda yatıyor. Ancak mevduat Londra’daki BTC Bank’a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin’i Malta’ya bıraktıktan sonra ’bizden bu kadar’ diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.

Atatürk, arkasından Saray’da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?

* Atatürk’ün Vahdettin için, ’Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı’nı götürürdü’ diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.

Gerek Atatürk’ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin’in Atatürk için, “O bir Osmanlı Paşası’ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez’türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin’in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?

* Ne yapıyor?

Topkapı Sarayı’ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler’e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.

Padişah’ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer

* Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin’in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.

Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin’in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin’in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk’e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ’sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından kaynaklanıyor.

“Tahttan geçici feragat ettim” demiş; “yine başa geçerim” umudu taşımış

*Peki Vahdettin kaçtıktan sonra kaderine razı mı oluyor yoksa tekrar bir gün İstanbul’a geri dönerim umudum taşıyor mu?

Bakın burası çok önemli. Vahdettin son nefesini verene kadar tahtından vazgeçmiyor. Bir gün şartların olgunlaşacağını ve saltanatının başına geçeçiğini umut ediyor. 1923 yılında Hicaz’da Mekke Beyanname’sini açıklıyor. Orada diyor ki: ”Akıllı ve münevver kimseler fiilen, irsen ve istihkâken hilafet ve saltanat makamında bulunan (ki bu dünyadaki en büyük ve en ehemmiyetli makamdır) bir sultanın vatana hıyanet etme emel ve hırsına kapılmasını nasıl izah edebilirler? Bu makamın ve özellikle hilafetin şeref ve haysiyetini muhafaza etmek için tahtımı muvakkaten (geçici olarak) terk ettim, refah ve rahatımı bir kenara attım.’

Yıllarca Ankara’dan “Genel Af” beklemiş mallarının iade edileceğini düşünmüş

* Geçici olarak...

Evet aynen öyle diyor. Ve ekliyor: ’Saltanattan ve vatandan ayrılmamın sebebi uyguladığım siyasetin hesaba çekilmesinden korktuğum için değil, canımı, şerefimi kurtarmak içindir. Güç yetiştirilmeyecek şeylerden uzak durmak peygamberimizin sünnetidir.’

<b>* Peygamber sünneti derken?</b>

Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret etmesine atıfta bulunuyor. Vahdettin açıklamasında, hilâfet meselesinde Ankara ve İstanbul’un almış olduğu kararı hiçbir surette kabul etmiyor. ’Aziz vatanına avdet edinceye kadar Hicaz’da kalacağını’ beyan ediyor ve tahtını geçici olarak terk ettiğini söylüyor. Sultan Vahdettin aynı zamanda genel bir af ilanının kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğine, kendi adının da söz konusu listenin başında yer alacağına ve bu af dolayısıyla Lozan Antlaşması’na uygun olarak Türkiye’de Ankara Hükümeti tarafından müsadere edilen malların kendisine tekrar iade edileceğine inanıyor.

Vatan



alıntıdır:
 http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=307284
Logged

www.siyasAlan.com 


                        
 
                                                                                                    Türkiye'nin Fikir Platformu
BOnaFidEs
BAŞKAN
*****

Beğeni +12/-2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 183


Hayat seninle başladı, seninle biter..


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #2 : Nisan 17, 2008, 12:57:56 ÖS »

Vahdettin hain değildir; çünkü...

Bu iddiayı birkaç başlık halinde cevaplandıralım:

Vahdettin, Sevr’i kesinlikle imzalamamıştır. Bu mudur ihanet?

Mütarekenin koyu karanlığında İstanbul’dan bir ümit ışığı göremeyince yüzünü Anadolu’ya çeviren ve bunun için planlar yapan birçok vatansever gibi Vahdettin’in hem İngilizleri idare eden, hem de aynı zamanda bir Anadolu mücadelesinin başlatılmasını temine çalışan bir politika izlediğini görmezden gelemeyiz.

İşte bir tanıklık: Rauf Orbay anlatıyor:

“Bu arada Mustafa Kemal, Padişah tarafından sık fasılalarla ve hemen hemen her Cuma selamlığından sonra kabul ediliyor, kararlarımız istikametinde telkinlere devam ediyordu. Vahdettin’in kumandanlar arasında, veliahdlığı günlerinde beraberinde yaptığı Almanya seyahatinin müsbet intibaları sebebiyle de en yakından tanıdığı ve şahsına itimad ettiği Mustafa Kemal’di.”

Rauf Orbay’ın bahsettiği Cuma selamlıkları, 16 Mayıs’a kadar devam etmiş, 15 Mayıs’ta Vahdettin’le görüşen Mustafa Kemal, ertesi gün de Cumadan sonra yeniden padişah tarafından kabul edilmiş ve görüşme sonrasında da vedalaşmışlardı. Ertesi sabah bakanlarla da vedalaşan Mustafa Kemal’i İçişleri Bakanı Mehmed Ali Bey uğurlamış ve kendisine örtülü ödenekten 1000 altını, makbuz karşılığında teslim etmişti. Yani Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Bandırma vapuruyla kaçarak gittiği kesinlikle doğru değildir. Olamazdı da zaten. Nitekim Boğaz’daki İngiliz gemileri arasından geçmesi, ancak Harbiye Nazırı’nın mührü ve hemen aynı gün Vahdettin’in imzasıyla, dahası 5 Mayıs’ta resmi gazetede yayımlanmasıyla, yani resmî izinler dahilinde mümkün olabilmiş, İngiliz yetkililerin izni alınmıştı. Bu mudur ihanet?

1919 başlarında İstanbul tam bir işsiz Osmanlı generalleri temerküz kampı gibidir. Bu kadar tecrübeli ve yetenekli paşanın İstanbul’da toplanmış olması, her an imha edilmeleri tehlikesini beraberinde getirmektedir. Bu yüzden İstanbul’da bulunarak mücadele etmelerindense Anadolu’ya geçerek görünüşte pasif gibi de olsa bir göreve atanmaları yeğdir. Nitekim Kâzım Karabekir 19 Nisan 1919’da Trabzon’a çıkmış, Ali Fuad Paşa Konya’ya gitmiş ve Milli Mücadele’nin ilk ışıklarını yakmışlardır. Ancak başsız kalan bu hareketi derleyip toparlayacak, aynı zamanda siyasî ve örgütçü yetenekleri de olan tartışılmaz bir isim aranmaktadır. Mustafa Kemal Paşa’nın ismi böyle bir ortamda ortaya çıkmış, kendisine sunulan listede bir zamanlar yaveri olan Mustafa Kemal’in ismini gören Vahdettin kararını vermiş ve 9. Ordu Müfettişi göreviyle ve İngilizlerin gözünü boyamak için asayişi sağlamak bahanesiyle gönderildiğine dair işlemler için gereken girişimlerde bulunmuştur. Sonuçta Kızkulesi’nde demirlemiş bekleyen Bandırma vapuruyla Mustafa Kemal ve emrindeki 18 subay Samsun’a hareket edebilmişlerdir. (Miralay Refet Bele Paşa’nın ismi İngilizlere nedense bildirilmemiştir ama Samsun’a ayak basanların arasında o da vardır.) Bu mudur hainlik?

Vahdettin’in, Başkâtibi Ali Fuat Türkgeldi’ye söylediği şu sözlerle noktalayalım: “Ben milletin ateşli külü üzerine oturdum; taht-ı saltanatın kuş tüyünden minderleri üzerine oturup gömülmedim! Bunlardan kimseye bahsedilemiyor, millete de malumat verilemiyor. Elbette bir gün tarih bu hakayıkı (hakikatleri) yazar.”


alıntıdır:
http://www.netpano.com/newsdetail.asp?NewsID=326
Logged

www.siyasAlan.com 


                        
 
                                                                                                    Türkiye'nin Fikir Platformu
BOnaFidEs
BAŞKAN
*****

Beğeni +12/-2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 183


Hayat seninle başladı, seninle biter..


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #3 : Nisan 17, 2008, 01:04:03 ÖS »

Osmanlı imparatorluğunun başısınız, halifelik makamı sizde ama söylendiği gibi üç beş kuruşa ülkenizi bırakıp gitmeniz isteniyor.. bir osmanlı padişahının hain olabileceği benim ihtimal vermediğim olaylar içindedir.. (kalbi bir yorum olabilir tabi ki bu)


Türkiye'de asıl tarihten ne kadar uzak olduğumuzu da bilmekteyiz, sonuç şu ki: birileri nasıl Mustafa Kemal'i kötülemek için yalan yanlış şeyler çıkarıyor Vahdettin'i övüyorsa ki bu gayet mümkündür; birilerinin Vahdettin'i kötüleyip Mustafa Kemal'i övmesi gibi.. asıl takıldığımız yer illa ki birinin kötü birinin iyi olması gereken yer: Neden ikisi de iyi olamıyor.. Ya da tam tersi???
Logged

www.siyasAlan.com 


                        
 
                                                                                                    Türkiye'nin Fikir Platformu
kgedek
Yeni Üye
*

Beğeni +6/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 33


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Nisan 20, 2008, 02:31:52 ÖÖ »

İNGİLİZ KAYNAKLARINA İNANAN TÜRK GENCİ, ATA'sının SÖZÜNE İNANMIYOR... TARİHİMİZİ DE Mİ İNGİLİZLER YAZACAK?

BİRİSİ BANA NEDEN ATATÜRK'ÜN NUTUK'TA ÖYLE BİR SÖYLEMDE BULUNDUĞUNU AÇIKLAYABİLİR Mİ !!!

( AMA İNGİLİZ KAYNAKLARINA DAYANDIRMADAN)
Logged
bbuğdaycı
BAŞKAN
*****

Beğeni +6/-17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129


Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Nisan 20, 2008, 10:03:41 ÖÖ »

"HİÇ İBRET ALINSA TARİH TEKERRÜR EDERMİYDİ"

"LÜTFEN OKUYUN İBRETLİK BİR ÖYKÜ"

Ülkenin Yunan İşgalin'den kurtulmasının ardında kürsüde Devrin İktisat Vekili, yani Ekonomi Bakanı Mahmut Esat Bey, oturumda yaptığı konuşmada Yunan işgalinin faturasını sıcağı sıcağına şöyle değerlendiriyordu:

"Eskişehir, Afyonkarahisar, Manisa, İzmir ve Aydın livaları da dahil olmak üzere dün daha mes’ut ve bahtiyar olan bu memleketlerimizde şimdi bir yangın harabesinden, bir alay yetimlerden, dullardan, çocuklarının nerede gömülüp kaldığını bilmeyen ak başlı ihtiyarlardan başka kimseye tesadüf edemedim. Bütün köylerimiz, en güzel şehirlerimiz düşman elinde yanmış, yakılmış, bir enkaz yığını haline getirilmiştir. Dün en güzel yerlerde oturan kardeşlerimiz, bugün izbelerde sürünüyorlar. Milyonlar ve milyonlara baliğ olan bu zararları memurlarımız tespit etmektedirler. Zarar yalnız maddi değildir. Manevî zarar da büyüktür"

Peki yukarıda bahsedilen zararları kim vermişti; SEL,DEPREM,YANGIN'dan mı bahsediyor Sayın Bakanımız. Neden failini özellikle meçhul bırakıyor, birilerini suçlamıyor? Konuşmasında bunu yapanlara yer vermiyor. Öyle ya yapan belliydi, malumun ilanı olurdu.Maddi yıkımı böyle iken, Bursa işgalinin ardından Yunanistan başbakanının yedek subay olan oğlu Sofokles Venizelos’un Bursa’yı işgal edince ayağının tozuyla Osman Gazi’nin türbesine gitmesini unutmayacağız.Oğul Venizelos’un, türbenin kapısını tekmeleyerek açtığını, sandukaya çizmesinin mahmuzuyla vurarak “Kalk ey Osman! Karşıma geç de seninle vuruşayım” dediğini biliyoruz. Sonra da bir ayağını sandukanın üzerine koyarak yakışıklı bir “hatıra fotoğrafı” çektirdi.

Savaş bitiminde Yunanlıların Anadolu’ya verdikleri zarar hesaplandığında tam 4 milyar lira gibi korkunç bir fatura çıkarılmıştı. Karşılaştırmanız için söylüyorum: O tarihte piyasadaki toplam para miktarımız sadece 158 milyon lira idi. Lozan’a giden heyete Yunanlılardan savaş tazminatı almadan dönmemeleri sıkı sıkıya tembihlenmişti. Ancak tek kuruş alamadığımız gibi, aslında bal gibi Misak-ı Milli’ye dahil olan Karaağaç’ı bize tazminat diye yutturmuşlardı. İsmet Paşa ise Meclis’te “Ne yapalım, Yunanlıların bu tazminatı ödeyecek kudretleri yok!” diye akla zarar bir savunma yapmıştı. Sanki Yunanlıların avukatlığını yapmak kendisine kalmış gibi.

Derken devir değişti, Lozan imzalandı, Cumhuriyet ilan edildi. 1929’da dış konjonktürün de zorlamasıyla, İngilizlerin Sovyetler’e karşı bir Türk-Yunan yakınlaşmasına ihtiyaç duyduğu bir aşamada iki ülke arasında gülücükler gidip gelmeye başladı. Nihayet 1930 yılında, yani askerlerini denize döktüğümüzden 8 yıl sonra Venizelos bir heyetle Türkiye’yi ziyarete geldi, İnönü’yle bir dostluk antlaşması imzaladı. Hatta Yunan Başbakanı’nın gönlü incinmesin diye Dolmabahçe Sarayı’nda asılı Zonaro’nun tablosundan, yerde ölü yatan Yunan askerlerinin temizlendiğini okumuştum Resimli Tarih Mecmuası’nda. Ne centilmenlik yarabbi!

Hatta 1933’te Onuncu Yıl Kutlamaları’na, o sırada iktidarda olmamasına rağmen işgalci başı Venizelos ve eşi ‘şeref konuğu’ olarak davet edilmiş ve Ankara’da Çankaya dahil, birçok yerde krallar gibi ağırlanmıştır. Binlerce şehidimizin, yaralımızın, dul, yetim ve öksüzümüzün hâlâ tütmekte olan acılarının üzerine kalın bir sünger çekmiş ve dost olduğumuzu bütün dünyaya haykırmıştık.

İyi güzel, dost olalım tabii ki. Dostluk iyidir. Lazımdır. Eyvallah da, Anadolu’yu manen ve maddeten katletmiş olan Venizelos’u, aradan 10 yıl bile geçmeden affetmek bir yana, bağırlarına basanların, geçmişi unutalım diye nutuk çekenlerin, basın önünde el ele fotoğraf çektirmekte sakınca görmeyenlerin devletin tek kuruşuna el sürmeden sessiz sedasız ortalıktan çekilmiş olan Sultan Vahdettin’i hâlâ affetmeyişlerindeki derinlerden de derin olan sırrı anlamakta zorlanıyoruz hakikaten.

Kafamız karışıyor: Süleyman Demirel’in 2005 Temmuz’unda ağzından kaçırdığı, “Daha yüz yıl Vahdettin’in hain olarak bilinmesinin gerekli olduğu” şeklindeki açıklamanın Lozan’da verildiği söylenen sözlerle bir bağlantısı var mıdır? Böyle değilse Venizelos’u bile affeden bu devletin Vahdettin’i affetmeyişindeki derin gerekçeyi birisi bize açıklamalı değil midir?
Logged

Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...
bbuğdaycı
BAŞKAN
*****

Beğeni +6/-17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129


Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Nisan 20, 2008, 10:13:39 ÖÖ »

Zihniyetleri körelmiş, laiklik kaygısından gözleri dönmüş, demokrasi adına darbe isteycek kadar akıldan uzak davrananların Vahdettin'i affetmesini beklemiyoruz.

Venizelos'u 10 yıl sonra ŞEREF KONUĞU olarak ülkemize davet edip, Vahdettin'i vatan haini ilan edenlerin ŞEREF duygularını mı tartışalım, Vahdettin'i mi anlatalım. Rauf Orbay'ın anılarını ifade edelim. Bir Padişahı ayaklar altına alıp, bir katili yüceltenlere söylecek tek sözümüz var : YAZIKLAR OLSUN.

Adnan Menderesi asıp, APO Şerefsizini besleyenlerde yine aynı zihniyet değilmi.

Ayrıca Atatürk'ün bu cümleleri kurmasının altını da iyi analiz etmek gerekiyor. Demokrasinin korunmasının önündeki en büyük engel SALTANATTI ve onu kaldırmak yetmezdi. Çünkü halen ülkede azımsanmayacak bir kesim padişah yanlısı idi.
Dolayısı ile SALTANATIN kötülenmesi, yani suçlu ilan edilmesi gerekiyordu. Bu izlenmiş bir politikadır ve Vahdettin'de bunu kabul etmiştir. Ve devletine zarar vemereyecek şekilde ölüp gitmiştir.
Logged

Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...
BOnaFidEs
BAŞKAN
*****

Beğeni +12/-2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 183


Hayat seninle başladı, seninle biter..


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #7 : Nisan 20, 2008, 12:22:52 ÖS »

İNGİLİZ KAYNAKLARINA İNANAN TÜRK GENCİ, ATA'sının SÖZÜNE İNANMIYOR... TARİHİMİZİ DE Mİ İNGİLİZLER YAZACAK?

BİRİSİ BANA NEDEN ATATÜRK'ÜN NUTUK'TA ÖYLE BİR SÖYLEMDE BULUNDUĞUNU AÇIKLAYABİLİR Mİ !!!

( AMA İNGİLİZ KAYNAKLARINA DAYANDIRMADAN)


Ne ilginç ki ingiliz kaynaklarına inandığım gibi bir mantık yürtmüşünüz! İngiliz kaynaklarında Vahdettin ile Atatürk arasında ki hakaret dolu mektuplaşmadan da söz edilmiş.. "Zaten Atatürk de Nutuk’ta Vahdettin için, ’sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık’ gibi kelimeleri kullanmış".  Ben zaten belirtmişim "bir osmanlı padişahının hain olabileceği benim ihtimal vermediğim olaylar içindedir.. (kalbi bir yorum olabilir tabi ki bu)" diye.


Zaten bazılarına göre Enver Paşa'da vatan haini 90 bin askerimiz katlettiği için, ve Mustafa Kemal'e karşı olduğu için...
« Son Düzenleme: Nisan 20, 2008, 12:24:32 ÖS Gönderen: BOnaFidEs » Logged

www.siyasAlan.com 


                        
 
                                                                                                    Türkiye'nin Fikir Platformu
bbuğdaycı
BAŞKAN
*****

Beğeni +6/-17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129


Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : Nisan 20, 2008, 12:35:44 ÖS »

İNGİLİZ KAYNAKLARINA İNANAN TÜRK GENCİ, ATA'sının SÖZÜNE İNANMIYOR... TARİHİMİZİ DE Mİ İNGİLİZLER YAZACAK?

BİRİSİ BANA NEDEN ATATÜRK'ÜN NUTUK'TA ÖYLE BİR SÖYLEMDE BULUNDUĞUNU AÇIKLAYABİLİR Mİ !!!

( AMA İNGİLİZ KAYNAKLARINA DAYANDIRMADAN)

Bir telgraf belki de bu konuda ki tüm ayrıntıları gün yüzüne çıkarbilir. Bu telgraf, Sivas kongresi sırasında Mustafa Kemal Paşa tarafından Vahdettin’e çekilmiş ve TBMM’nin açılışının ertesi günü, yani 24 Nisan 1920’de Meclis kürsüsünden bizzat Başkan Mustafa Kemal tarafından okunmuştur. Telgraf Vahdettin’e, “Büyük milletin ve kutsal hilâfetin biricik ve gerçek dayanağı bulunan yüce saltanatınızı Allah kötülüklerden korusun” hitabıyla başlamakta ve 6,5 asırlık şan ve şerefi büyük hanedanının yüce tarihini kurtarmaktan söz etmektedir! Ne var ki, bunlar şimdi aktaracaklarımın yanında hiç kalır. Asıl, telgrafın bir cümlesi var ki, Necip Fazıl’dan beri bir sürü insanı meşgul etmiş ve etmektedir. Nedir bu “şah” cümle?

Mustafa Kemal Meclis’te diyor ki: “Dil-hâh-ı milkdârilerinden mülhem azim ve iman ile vazife-i âcizânemde müdavim bulunuyorum.” (TBMM Zabıt Ceridesi, Cilt 1, 1940.) Bu cümlenin anlamı kelimesi kelimesine şudur: “Mülkün sahibinin (padişahın) arzularından ilham aldığım azim ve imanla aciz görevime devam ediyorum."İstanbul’dan son olarak ayrılacağım gün bu şerefe kavuşmuştum. Bu sırada Yüce Şahsınız Boğaziçi’nde bulunan İngiliz donanmasının saraya yönelik toplarını göstererek, «Görüyorsun» dediniz. «Ben artık memleket ve milletin, nasıl kurtarılması gerekeceği hususunda kararsızlığa düşüyorum» ve ellerinizi kaldırarak, «İnşaallah millet akıllanır ve uyanır, bu üzücü durumdan gerek beni ve gerekse kendisini kurtarır" buyurdunuz.
Logged

Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...
kgedek
Yeni Üye
*

Beğeni +6/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 33


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : Nisan 24, 2008, 09:55:07 ÖS »

 devletin tek kuruşuna el sürmeden sessiz sedasız ortalıktan çekilmiş olan Sultan Vahdettin’i hâlâ affetmeyişlerindeki derinlerden de derin olan sırrı anlamakta zorlanıyoruz hakikaten.


VATAN HAİNLİĞİ AFFEDİLMEYECEK KADAR BÜYÜK BİR SUÇTUR BENCE SİZLER BUNU ANLAMAKTA ZORLANIYORSUNUZ!!!
Logged
bbuğdaycı
BAŞKAN
*****

Beğeni +6/-17
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 129


Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #10 : Nisan 25, 2008, 08:47:53 ÖÖ »

Bizim anlamakta zorlandığımız, seninde belirttiğin gibi Mustafa Kemal'in iki önemli konuşmasında biri Nutuk ve TBMM'nin açılışının ertesi günü neden iki farklı tavır sergilediği ve bizim hangisinie inanmamız gerektiği. Sizin da anlamakta zorlandığınız durum bu.
Logged

Sussam gönül razı değil, söylesem tesiri yok...
Yeni
Yeni Üye
*

Beğeni +0/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #11 : Mart 27, 2010, 12:42:25 ÖÖ »

Yüzyıllar boyunca tartışılmaya devam edecek bir konu. İnsanları hain ilan etmekte ya da kahraman yapmakta üstümüze yok doğrusu.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

msn nickleri | Nickler | Altın Fiyatı | şekilli nickler | komik nickler | güzel nickler | kapak nickler | nickler | altın fiyatları | msn nickleri | gta şifreleri | gta türk şifreleri | msn nickleri | canlı borsa |
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Debu Theme - Sefa