siyasAlan.com | Türkiye'nin Fikir Platformu
Eylül 09, 2010, 11:21:17 ÖÖ *


Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: 1 Mart Tezkeresi ve Çelişkiler
 
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Devrimci Kimdir? - Devrim Nedir?  (Okunma Sayısı 7837 defa)
dj_korsan_
Yeni Üye
*

Beğeni +0/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 23



Üyelik Bilgileri
« : Nisan 15, 2008, 08:51:26 ÖS »

Size göre devrimci nedir? Yada devrim nedir?

Yorumlarınızı Bekliyorum.

Konuyu bir yerde gördüm buradada tartışalım dedim.
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2008, 09:30:13 ÖS Gönderen: SF » Logged

peregrinus
Yeni Üye
*

Beğeni +2/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Nisan 16, 2008, 08:05:39 ÖS »

Bence devrim ve devrimci kavramları 3 alt sınıfta incelenebilir:
1- 1960-1980 arası devrim-devrimcilik: Bu dönemde insanlar eşitlik ve halkın özgürlüğü için bir şeyler üretiyor düşünüyor ve uyguluyorlardı, düzeni değiştirmeye çabalıyorlardı ve inançları da bu yöndeydi.. Yani o dönemde devrim gerçek anlamda eşitlik ve özgürlüğü sembolize ederken, devrimciler de bu devrim yolunda ilerleyen insanlardır..


2- 1980-2000 arası devrim-devrimcilik: Bu dönemde ise insanlar devrimi teorik olarak biliyor ve önceki devrimcilerin izinden gidiyorlardı ki buna taklit etmek de denilebilir.. Gene inançları vardı sistemin değişeceğine dair fakat pasiftiler eski düşünceleri savunuyorlardı yeni birşeyler üretmiyorlardı, devrimciy_MİŞ gibi davranıyorlardı...


3-2000-günümüz devrim ve devrimciliği: İşte bu dönemde devrim ve devrimcilik boş hem de bomboş bence.. Çünkü günümüz gençleri popüler olmak için sol örgütlerle takılır ve boş işlerle uğraşırlar.. Sözde devrimcilere katılan insanların bu katılımdaki amaçları da şöyle sıralanabilir;
-popülerlik olsun diye
- doğudan gelip de kandırılan ve bu örgüte katılınca halkı için birşeyle yapacağına inanandıkları için
- en iğrenci ise cinsellik için


 Yani devrim ve devrimcilik öldü.. En hararetli olduğu dönemde devrimci diye geçinen insanlar şu an Türkiye'nin para-yolsuzluk babaları ...
Logged
forza21
Yeni Üye
*

Beğeni +0/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 15


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Nisan 16, 2008, 08:44:21 ÖS »

kopya cektikleri dogru, günümüzdekliler ondan öncekilerden kopya cekiyor, haliyle kopya.. dahada yanlış olması normaldir. ama bunun daha cok yönetenlerin devrimcileri yapıkları ortadayken böle olması normaldir
« Son Düzenleme: Nisan 16, 2008, 08:57:08 ÖS Gönderen: BOnaFidEs » Logged
kgedek
Yeni Üye
*

Beğeni +6/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 33


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Nisan 20, 2008, 01:53:42 ÖÖ »


YUKARDA TÜRKİYE'DE DEVRİMCİLİĞİN 3 AŞAMADA İNCELENMESİ VE İNCELEMENİN 1960 YILLARINDAN BU YANA SIKIŞTIRILMASI DEVRİMCİLİKTEN NE ANLAŞILDIĞINI AÇIKCA ORTAYA KOYMAKTADIR. KURULUŞ İLKELERİNDEN BİR TANESİ DEVRİMCİLİK OLAN BİR ÜLKENİN  DEVRİM TARİHİ NASIL 1960'TAN BAŞLATILABİLİNİR İLGİNÇ...

BİLGİ SAHİBİ OLUNMADAN FİKİR SAHİBİ OLUNMAZ... ( Uğur MUMCU )
Logged
BOnaFidEs
BAŞKAN
*****

Beğeni +12/-2
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 183


Hayat seninle başladı, seninle biter..


Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #4 : Nisan 20, 2008, 12:01:59 ÖS »

Kuruluş ilkerinden birisi devrim olan bu ülkede kurucusunun devriminden çok Deniz Gezmişin devriminin olması ne ilginç di mi? Asıl devrim sahibi Mustafa Kemal Atatürk iken nasıl olurda denizler dalgalanır bu ülkede diyesi geliyor insanın!!! Nitekim bu çelişkide devriminde Türkiye'de 1960'dan başlaması oldukça mantıklı.. 
Logged

www.siyasAlan.com 


                        
 
                                                                                                    Türkiye'nin Fikir Platformu
drummer
Yeni Üye
*

Beğeni +0/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 4



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Haziran 22, 2008, 01:25:04 ÖÖ »

Kuruluş ilkerinden birisi devrim olan bu ülkede kurucusunun devriminden çok Deniz Gezmişin devriminin olması ne ilginç di mi? Asıl devrim sahibi Mustafa Kemal Atatürk iken nasıl olurda denizler dalgalanır bu ülkede diyesi geliyor insanın!!! Nitekim bu çelişkide devriminde Türkiye'de 1960'dan başlaması oldukça mantıklı.. 


Arkadasım sen sımdı neden Denızlerın savundugu devrımı on plana cıkarıyolar dıyosun ama onlarda M.Kemal devrımlerını sahıplenıyolardı.Sen sımdı M.kemal'ın samsun'a cıkısını bılıyosun yanına ılave olarak bıkac sey daha bılıyosun.Oysa denızler hakkında bıck bılgın var.Bunun sebebı su : yakın bır tarıhte olması...
Eger sen 60 dan oncesını daha ıyı okursan buraya 1960'tan oncesını yazarsın.
Logged
objektivist
Yeni Üye
*

Beğeni +0/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : Temmuz 13, 2009, 12:15:38 ÖS »

"Devrim"in bir çok Hint-Avrupa dilindeki karşılığı olan kelime ("Revolution", "Revolucion", "Rivoluzione" vs.), orijinal anlamında gök cisimlerinin dönüş hareketlerini ifade eden bir astronomi terimiydi. Kopernikus'un eseri De revolutionibus orbium coelesetiumdan sonra bilimde yaygınlaşan bu kavram, 17. yüzyıldan itibaren sosyal ve politik altüstlüklere de işaret etmekte kullanılır oldu. Kelimenin sözlüklerdeki karşılığı aşağı yukarı şöyledir:

1.Kurulu bir hükümetin veya politik sistemin zorla ve tamamen yıkılması;
2. Toplumsal yapıda aniden meydana gelen, genellikle şiddetle yaratılan, radikal ve yaygın değişiklik;
3. Herhangi bir şeyde meydana gelen bütünsel ve bariz değişiklik;
4. Mekanik ve astronomide bir cismin kendi etrafında veya başka cisimler etrafında dönüşü.

Hint-Avrupa dillerinde, bu kelimenin toplumsal eylemdeki ahlaki değeri belirsizdir: Bilimde insanlık yararına ceryan eden önemli gelişmelere de bu kelimeyle işaret edilirken ("Scientific Revolution" gibi), Hitler yada Mussolini'yi iktidara getiren olaylara da bu kelimeyle işaret edilmektedir.
Bugünkü Türkçe'deki "Devrim" ise, genellikle olumlu bir mealde kullanılır.
Öztürkçecilik katliamından önce Türkçe'de işlek olarak var olan "İnkılap" ve "İhtilal" kelimeleri, bu konuyla ilgili anlayışımıza, daha dakik kavramlar sağlıyordu.
"İnkılap" genellikle olumlu bir doğrultuda olan radikal değişikliği, yeniliği, dönüşümü ifade eden bir kelimeydi. "İhtilal" ise, genel olarak, "inkilab”ın askeri yönünü ifade ederken, özel olarak baş kaldırma, ayaklanma, kalkışma, kargaşa, isyan durumunu anlatır ve psikolojideki kullanımından çıkardığımız kadarıyla (ihtilal-i heyacan-i: depresyon; ihtilal-i nutuk: konuşma düzensizliği; ihtilal-i şuur: paranoya), çok zaman bir olumsuzluğa işaret ederdi. "İnkılap" aynı zamanda, mekanik ve astronomide -"Revolution" gibi- dönüş hareketini ifade etmekte kullanılırdı. Bu yazıda "Devrim”, daha ziyade "inkılap" anlamında kullanıldı.

SOSYAL DEVRİMLER

Kapitalizmin doğuşu, monarşilere karşı fert hak ve hürriyetlerini temel alan bir dizi sosyal devrimi (ihtilali) mümkün kıldı.
Olumlu sonuçlar bırakmakla birlikte, monarşinin restorasyonuyla noktalanan onyedinci yüzyıl İgiliz Devrimi, tarihinin ilk önemli sosyal devrimiydi.
Osekizinci yüzyılın ilk önemli devrimi olan Amerikan Devrimi (1776), hedeflerine ulaşmış ilk sosyal devrim oldu. Yüzyılın ikinci önemli devrimi olan Fransız İhtilali (1789), hedeflerine ulaşmak şöyle dursun, eskisinden daha yoğun bir despotizmi getirdi.
Bu iki devrimin liderlerindeki değişik iki tarz, takipçisi oldukları farklı iki politik felsefeye karşılık düşüyordu::

Amerikan Devrimindeki felsefe; tarihin ve mevcut realitenin akıl yoluyla tahlilinden doğmuş, toplumun temel birimini fert olarak gören, toplumsal dönüşümün hiç bir hazır reçetesi olmadığına, ilerlemenin zorla ve birdenbire değil fertlerin hür etkileşimiyle tedricen doğacağına inanan, Devlet mekanizmasına hep şüpheyle bakan ve onu sınırlandırmak için tedbirler düşünen, rasyonel ve ferdiyetci bir felsefeydi.
Fransız İhtilalindeki felsefe; dinlerden devralınmış "Cennet" fikrinin laikleştirilmesinden ibaret bir ütopyadan doğmuş, merkezine fert gibi somut bir kavram yerine, "Millet", "Sınıf" gibi soyut bir kavramı koyan, bu vücutsuz kavram adına hareket ettiğini iddia eden bir grup elitin, ütopyanın gerçekleştirilmesi için vahyedilmiş dogmayı hayata geçirmek için giriştiği pratik sırasında, bir sürünün elemanı olarak gördüğü ferde karşı zor kullanmayı (Devleti), geçici olacağı bahanesiyle meşru gören, mistik ve kollektivist bir felsefeydi.

Amerikan Devriminin başarısının ve Fransız İhtilalinin sukutunun en önemli sebepleri, bu iki tarzdan hangisinin belirginlik kazandığıyla yakından ilgilidir. Bir süre iki tarz arasında salınan Fransız İhtilali, mümkün olan demokratik yapıları kurabilecek hürriyetci guruplar yerine, o güne kadar yazılmış bütün ütopyaları, "Faziletin Terörüyle"yle gerçekleştirmeğe çalışan jakoben otoriteryenler elinde kaldığı için yenildi.
Amerikan Devrimcilerinin hemen hepsinin hürrriyetci tarza sahip olması, bu devrimin başarısının en önemli sebeplerinden biridir. O gerçekci insanlar, ekonomik ve politik esenliğin mucize gibi birden bire doğmayacağının bilincinde olarak, bunu süreç içinde mümkün kılacak yeni bir hükümet yapısının, hükümetlerin yetkisini sınırlayan yeni bir anayasa anlayışının, fert hak ve hürriyetlerini esas alan ilk demokrasinin temellerini attılar (Yunan Demokrasisinde; fert, kollektivite için kurbanlık hayvandı).

Kendilerinden başka herkesi sadece maddi çıkarın motive ettiğini zanneden bazı kollektivistler;
Amerikan Devrimini "sadece çıkarlarını korumak isteyen burjuvaların eseri" zanneder.

Amerikan Devrimcilerinin bazılarının zengin olması olgusu, insan açgözlülüğüne değil, insan vekarına işaret eder; çünkü o insanlar, müreffeh hayatlarını, servetlerini, demokratik bir ihtilale katılarak tehlikeye atacakları yerde, komşularından bazıları gibi İngiliz monarşisinin uşaklığına girişebilirler; ya da ihtilalin başarısından sonra, ademi merkezi ve demokratik bir sistem yerine, tersine doğrultudaki kuvvetli politik akıntıya katılarak, İngiliz-tipi, merkezi bir sistem kurabilirlerdi.

Gerçek şudur ki, Amerikan Devrimi; filozof, mucit, bilgin, işçi, müteşebbis, devlet adamı Benjamin Franklin, avukat, bilgin, müzisyen, filozof, çiftçi, Thomas jefferson, Fransız Devriminin anti-jakoben akıl hocalarından, ilk uluslararası sosyal devrimci, gemi işçisi, mucit, filozof Thomas Paine gibi Rönesans tipi filozof-üretici insanların eseridir.

Thomas Jefferson'un yazdığı, Fransız İhtilali İnsan Hakları Bildirisine ilham kaynağı olmuş 1776 Bağımsızlık Bildirisi, gerçek her devrimin temel düsturlarını sayıyordu:

"Şu hakikatlar aşikar adderiz :Bütün insanlar eşit yaratılmıştır; Yaratıcıları tarafından belirli ve vazgeçilmez haklarla donatılmışlardır; bu haklar arasında Mutluluğu Aramak, Yaşamak ve Hürriyet vardır; bu hakları emniyete almak için insanlar arasında siyasi yönetimler teşkil edilir ve bu siyasi yönetimlerin kudretlerinin meşruiyeti, ancak yönetilenlerin mutabakatından doğar."

 

OTORİTERYEN 'DEVRİM' TEORİSİ

Ondokuzuncu yüzyılda yukarda bahsettiğimiz iki devrimci tarzdan hürriyetçi olanı, Amerika'da itibarını korudu. Amerikan Devriminin ikinci zirvesi olan Köleliğin İlgası hareketi (1861-1865 İç Savaşı), bu eğilimin eseridir.
Hürriyetçilik, 1871 Paris Belediyesi Devriminin de en güçlü eğilimi idi. Bu devrimin karşı-devrimcilerce yenilgiye uğratılması, hürriyetçi eğilimi ümitsizliğe sevkederken, otoriteryen eğilimi güçlendirdi. Hürriyetçi eğilimin temsilcileri olan anarşist filozofların genellikle şiddet aleyhtarı tutumuna rağmen, anarşist hareketin terörist maceraperestler elinde kalması, hürriyetçi eğilime itibar kaybettirdi; artık devrimci mücadele giderek otoriteryen ve kollektivist bir karaktere bürünecekti.

Devrimci mücadeleye giderek hakim olan otoriteryen ve kollektivist eğilim, çeşitli gelişmelerden sonra marksizme vardı.

Tarihin bir "sınıf savaşı" olarak algılanması gerektiğinin Linguet ve Saint-Simon gibi düşünürler tarafından öne sürülmesi, onsekizinci yüzyıl sonunda Babeuf tarafından ima edilen "Proletarya Diktatörlüğü" kavramının Weitling ve Blanqui tarafından bir devrim tipi olarak geliştirilmesiyle birlikte, ondokuzuncu yüzyıl başlarında toriter-sosyalist bir ihtilal teorisi doğmuştu.
Bu teorinin itibar kazanmasıyla birlikte, hürriyetci devrimci teoride merkez olan somut insanın yerini, "Sınıf", "Proletarya" gibi vücutsuz kavramlar alırken, hürriyetin yerini "Diktatörlük", insanların gönüllü birliklerinin yerini ‘Devrimci Devlet’ alıyordu.
Kendisinden önceki devrimcilerin teori ve retoriklerini, Hegel diyalektiği, Feuerbach materyalizmi, Proudhon mülkiyet teorisi, İngiliz Klasik Ekonomistlerinin teorileriyle sistemleştiren Karl Marx, otoriter-sosyalist devrim teorisinin bütünleştiricisi oldu.
Marx, çağdaşı hürriyetci-fertçi (anarşist) devrimcilerin şiddetli eleştirilerinin etkisiyle bazan somut insan (fert) üzerinde düşünmekle birlikte ("Yabancılaşma Teorisi"ni Marx'tan önce anarşist Max Stirner geliştirmişti), teorisini genelllikle kollektivist kategoriler üzerinde kurdu. Hürriyetci-fertçi devrimcilerle yaptığı mücadeleden zaferle çıkan Marksizm -İspanya İç Savaşı gibi istisnalar dışında-artık bütün ‘devrim'lere damgasını vuracaktı.
Marksizm, kapitalizm ve modern demokrasi öncesi dönemden arta kalan, Amerikan Devrimcileri ve Avrupalı hürriyetci-fert devrimcilerin bir kısmı dışında bütün eski devrimcilerin sahiplendiği bir miti devraldı: insan yada toplumun tabiatında kendiliğinden bir cins "iyi" vardır; bu “iyi”nin serbest kalması için devrimci ameliyat (mevcut sosyopolitik örgütlenmenin ortamın birdenbire ortadan kaldırılıp, yerine "iyi"liği doğuracak örgütlenmenin konması) mümkün ve yeterlidir.
Dünyaya mistisizme düşmeden bakabilenler için, yirminci yüzyıl bu miti yıktı. İnsan tabiatında varolan bir saldırganlıktan -dolayısıyle "kötü"den- bahsetmek mümkündü belki; ama, dünyevi, rasyonel, fert haklarının merkezi bir yer tuttuğu bir felsefeden yoksun bir toplumun "iyi"liğine ancak kesişler inanabilir. Faşist, Sovyetik ve ileri kapitalist deneylere atılacak bir nazar bu miti çürütmeğe yeter.
Filozoflar, şairler toplumu Almanlar, ne yapacağını yıllardır büyük bir açık sözlülükle ilan etmiş olan Hitler'i ("Kavgam" 1925'den 1932'ye kadar politik "best seller" olmuştu) oyla iktidara getirdi ve onun peşinde canavar kesildi.
Toplumdaki bütün sıkıntılardan kapitalist üretim biçimini sorumlu tutanlar, bu üretim biçiminin yok edildiği Sovyetik sistemlere bakarak yanıldıklarını anladılar: o sistemler daha hür olmak şöyle dursun, rekabet ettikleri ileri kapitalist toplumlardaki hür politik sistemlere kıyasla tarih öncesi despotizmler haline geldi; insanları, "iyi"ye doğru temelden dönüşmek şöyle dursun, kapitalist ülke insanından bile daha az yaratıcı daha apolitik sarhoşlar olarak kaldı.
Öte yandan, ileri kapitalist Batı'nın insanları, sahip oldukları büyük hürriyet, ekonomik bolluk, boş zaman, olğanüstü bilgilenme imkanlarına rağmen; filozoflar haline gelmek şöyle dursun, büyük bir kısmı tüketim eğlencelerinden başka hiç bir şeyle ilgilenmeyen çocuklar veya uyuşuklar halinde kalmayı tercih etti ve bu halini -totaliter ülke insanından farklı olarak- hiç bir fiziki tehdit .altında olmaksızın kabullendi.
Dolayısıyla, ekonomik ve politik engellerin kalkması, insanın insanca bir hayat yaşaması için gerekli fakat yetersiz bir şarttır; bu engellerin kalkmasından sonra ne tür bir hayat yaşayacağına her fert -hariçten yapılacak hiç bir baskıya aldırmaksızın, dünyayla ilgili genel değerlendirmesine, felsefesine ya da felsefesizliğine uygun olarak- kendisi karar verir.

Bitki olarak yaşamak istemeyip, insan gibi bir hayat yaşamaya karar verirse, insanca hayat otomatikman doğmaz, bireysel bir gayretin sonucu ortaya çıkar. Ferdin bu gerçeğini dikkate almayan, onu eriten kollektivist bir politik sistem, birey önündeki bu iradi faaliyet imkanını da ortadan kaldırdığından, gericidir; ancak mutsuzlar ve uyuşuklar toplumu yaratabilir.


Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

msn nickleri | Nickler | Altın Fiyatı | şekilli nickler | komik nickler | güzel nickler | kapak nickler | nickler | altın fiyatları | msn nickleri | gta şifreleri | gta türk şifreleri | msn nickleri | canlı borsa |
Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Debu Theme - Sefa